10 Ekim 2014 Cuma
Yaşananların asıl sebebi devlet bürokrasisinin 12 yıl içinde çürütülmesidir. Bürokrasinin felç edilmesi aynı zamanda devletin felç edilmesi. En büyüğünden en küçüğüne kadar devletin tüm yönetim kademesi liyakat esasına göre değil siyasete göre dizayn edildi ve kimse işini bilmiyor! Mevcut ve yetişmiş bürokratların çoğu 12 yıl içinde ya emekli oldu ya tasfiye edildi. Yerlerine gelenlerle alabileceğimiz yol bu kadardı. Bu durum asker için de, polis için de, akla gelen tüm devlet kademeleri için de böyle. Herhangi bir müdürlüğe gittiğinizde yönetici kadronun yüzüne iyi bakın. Orayı hak etmediğini ve işini bilmediğini anlamanız zor değil. En büyüğünden en küçüğüne kadar dikkatle bakın, aslında hepsi aynı adam ve aynı bayan. Tornadan çıkmış gibi. Devlet ehliyetini yeni almış bir bayanın kullandığı araba gibi. Nereye gideceğini kimse bilemez.
Ne Türk halkı, ne ekonomik sistem 80 öncesi gibi değil. Halk ve ekonomi her gün ölümlü olaylar olan bir Türkiye'ye fazla tahammül edemez. Birileri "Kaybolan devlet otoritesini yeniden tesis etmek içün..." demek için 80 öncesinde beklediği kadar beklemez. Finali çok zorlarsanız, finalde devlet ordudur.
9 Ekim 2014 Perşembe
1 Aralık 2013 Pazar
Sağcı, Solcu, Marksist, Liberal, İslamcı, Ülkücü, Cemaatçi, Müslüman, Deist, Ateist veya kendinizi tanımladığınız her ne sıfat olursa olsun eğer Türkçe konuşuyorsanız, babanız ve dedeniz de Türkçe konuşmuşsa Türksünüz. Hatta bunu kabul etmek istemeseniz, nefret etseniz dahi Türksünüz. Diğer bütün sıfatlarınızı kendi isteğinizle reddedebilir veya değiştirebilirsiniz; Müslümanken Hristiyan, Marksistken liberal (örneği çoktur), ateistken İslamcı olabilirsiniz, fakat Türklüğünüzü, dedelerinizi, dedelerinizin dedelerini ve onların dedelerini değiştiremezsiniz. Diller farklı olduğu sürece milli kimlikler de farklı olacaktır.
Örneğin, bugün Türklüğü reddeden ve "Türk diye bir milleti yoktur" diyen Yasin Aktay kalkıp o çok beğendiği ve hakkında asla "yoktur" kelimesini kullanmayacağı Arap milletinden bir ülkeye gitse ve "Ben Türklüğü tanımıyorum, benim için ümmet önemlidir, ben Türk değilim." dese ne olur? O gittiği ülkenin insanları mutlulukla sırtını sıvazlar, "Aferin, doğru yolu buldun, sen bizim kardeşimizsin" der. Fakat ümmet ve kardeşlik üzerine kurdukları bu dostluğun ne kadar süreceği Yasin Aktay'a bağlıdır. Çünkü kardeş olduğu o milletin mensuplarıyla yaşayacağı ilk ihtilafta kendisine Türklüğü o kardeşleri tarafından hatırlatılacaktır. İlk tartışmasında o kardeşleri, yüzüne karşı veya arkasından "Türk değil mi işte!" diyeceklerdir. Ve Bu durum herkes için geçerli. İster liberal olun ister Marksist, ister İslamcı; çıkıp hangi ülkeye giderseniz gidin, "Ben Türklerden nefret ediyorum, ben de sizin gibiyim" deseniz bile ilk fikir ayrılığında geleceğiniz nokta budur: "...... Türk!"
"Ama bütün sınırlar kalksın, sosyalist bir dünyada ırklara milliyetlere ihtiyacımız yok" veya "Bize daha büyük bir şemsiye lazım, Türk, Arap, Fars yok hepimiz ümmetiz" diyorsanız da eyvallah. Biz Türklüğümüzden vazgeçmeye hazırız fakat diğerleri hazır mı? Ruslar komünist olduklarında Rusluklarından vazgeçip, Rus olmaktan utandılar mı? Araplar Müslüman olunca Araplıklarını reddedip, Araplığı aşağıladılar mı? Daha net olsun; Hz. Muhammed ırklar milletler yoktur deyip Araplığını inkar etti mi?
Ha, bir gün insanlık farklı millet olmayı, farklı diller konuşmayı aşar, dünya insanlığı veya ortak dünya dili konuşma aşamasına gelirse onu da tartışırız. Yeter ki bütün insanlık kendi dilinden veya milli kimliğinden vazgeçsin. Bu, bugünün konusu değil, yakın tarihin konusu da olmayacak gibi. Bunu o zamanda yaşayacak olan torunlarımız tartışırlar. Bizim yaşadığımız dünya maalesef böylesine hümanist, böylesine ütopik bir dünya değil. Her yerde savaş var ve ayakta kalabilmek, var olabilmek için milli kimliğimize ve değerlerimize sahip çıkmak zorundayız. Bunu başaramayan devletlere neler olduğunu tarihten değil, bugünden görüyoruz. İşte Afganistan, Irak, Libya, Suriye... Ölen milyonlarca insan, ırzına geçilen yüz binlerce Müslüman, doğal kaynakları başka milletlerin eline geçmiş, cahil bırakılmış bir İslam medeniyeti. İslam medeniyeti demişken şunu da belirtmek lazım: 1000 yıldır Anadolu'da İslam'ın kılıcı kalkanı olmuş, İslam sancağını Viyana önlerine kadar götürmüş, bugün ise İslam aleminin en güçlü devletine sahip olan Türk milletine düşmanlık bir anlamda İslam medeniyetine yapılan düşmanlıktır.
Ha, bir gün insanlık farklı millet olmayı, farklı diller konuşmayı aşar, dünya insanlığı veya ortak dünya dili konuşma aşamasına gelirse onu da tartışırız. Yeter ki bütün insanlık kendi dilinden veya milli kimliğinden vazgeçsin. Bu, bugünün konusu değil, yakın tarihin konusu da olmayacak gibi. Bunu o zamanda yaşayacak olan torunlarımız tartışırlar. Bizim yaşadığımız dünya maalesef böylesine hümanist, böylesine ütopik bir dünya değil. Her yerde savaş var ve ayakta kalabilmek, var olabilmek için milli kimliğimize ve değerlerimize sahip çıkmak zorundayız. Bunu başaramayan devletlere neler olduğunu tarihten değil, bugünden görüyoruz. İşte Afganistan, Irak, Libya, Suriye... Ölen milyonlarca insan, ırzına geçilen yüz binlerce Müslüman, doğal kaynakları başka milletlerin eline geçmiş, cahil bırakılmış bir İslam medeniyeti. İslam medeniyeti demişken şunu da belirtmek lazım: 1000 yıldır Anadolu'da İslam'ın kılıcı kalkanı olmuş, İslam sancağını Viyana önlerine kadar götürmüş, bugün ise İslam aleminin en güçlü devletine sahip olan Türk milletine düşmanlık bir anlamda İslam medeniyetine yapılan düşmanlıktır.
Türklük ve Türklük üzerinden İslam medeniyetine olan düşmanlık geçmişte de vardı, bugün de var, gelecekte de olacak. Fakat, Alparsanlar, Fatihler, Mustafa Kemaller vardı, biz varız ve bizim torunlarımız da olacak.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)